DERS ÖĞRETMENİ |OKUL Dersi

Türkçe

Türkçe Ders Konuları
  1. YAZIM KURALLARI
  2. EDEBİ TÜRLER
  3. ARUZ ÖLÇÜ
  4. Sözcükte Yapı
  5. Anlatım Biçimleri
  6. Paragraf bilgisi
  7. Sözcükte Anlam
  8. EYLEMLER - FİİLLER
  9. ÜNLEMLER
  10. EDATLAR
  11. ZAMİRLER
  12. SIFATLAR
  13. TANZİMAT EDEBİYATI
  14. İstiklal Marşı

Menü

 
 ÖSS Konuları  Matematik ( Yeni sistem )  ÖSS Konuları  Edebiyat ( Yeni sistem )
 ÖSS Konuları  Geometri ( Yeni sistem )  ÖSS Konuları  Türkçe ( Yeni sistem )
 ÖSS Konuları  Fizik  ÖSS Konuları  Tarih ( Yeni sistem )
 ÖSS Konuları  Kimya  ÖSS Konuları  Felsefe
 ÖSS Konuları  Biyoloji ( Yeni sistem )  ÖSS Konuları  Coğrafya ( Yeni sistem )
 

YAZIM KURALLARI Konu Anlatımı

YAZIM KURALLARI


YAZIM KURALLARI

Sözcüklerin ve harflerin yazılışıyla ilgili belli kurallar da vardır. Bunları şimdi ayrı ayrı göreceğiz.

BÜYÜK HARFLERİN KULLANILDIĞI YERLER

  • Her cümle büyük harfle başlar. Ancak sıralı cümlelerde, cümleler arasında noktalı virgül kullanıldığında, bu işaretten sonraki cümle küçük harfle başlar.

“Her sabah, erkenden kalkarım; işe geç kalmamaya özen gösteririm.”

cümlesinde birinci cümle büyük harfle başladığı halde, ikinci cümle küçük harfle başlamıştır.

  • Kitap, dergi isimleri, kurum, kuruluş isimleri ve diğer özel isimler daima büyük harfle başlar.

“Ben bu Yalnızız romanını çok beğeniyorum.”

“Sonunda Milli Eğitim Bakanlığı’nda iş bulmuş.”

  • Özel isimlere bağlı ünvan ve lakaplar özel isimden önce de gelse sonra da, büyük harfle başlar.

“Bunu yapsa yapsa Borazan Mustafa yapar.”

“Bugün bize Avukat Rıza Bey gelecek.”

  • Ay, Güneş, Dünya ve öteki gezegen isimleri gerçek anlamıyla kullanılırsa büyük harfle, mecaz anlama gelirse küçük harfle başlar.

“Artık Dünya’nın Güneş’e uzaklığı biliniyor.”

cümlesinde altı çizili sözcükler gerçek anlamda olduklarından büyük harfle başlamış ve ekler kesmeyle ayrılmıştır.

“Haberi duyunca dünyalar benim oldu sanki.”

cümlesinde altı çizili söz mecaz anlamda olduğundan küçük harfle başlamış ve ekler ayrılmamıştır.

  • Yön bildiren isimler, yönünü bildirdiği isimden önce gelirse (yani sıfat olursa) büyük harfle, sonra gelirse küçük harfle başlar.

“Bu derste Kuzey Anadolu’yu göreceğiz.”

“Bu derste Anadolu’nun kuzeyini göreceğiz.”

cümlelerinde altı çizili söz birinci cümlede sıfat olmuş ve büyük harfle yazılmış, ikincide isim olmuş ve küçük harfle yazılmıştır.

  • Tarihler arasında kullanılan gün ve ay isimleri büyük harfle başlar.

“30 Mart 1994 Pazartesi günü bir oğlum oldu.”

“Buraya her yıl mart ayında gelirler.”

Cümlelerinde tarihler arasında kullanıldığı birinci cümlede büyük harfle başlatılan “mart” sözü tarihler arasında olmadığı ikinci cümlede küçük harfle başlatılmıştır.

“Mİ” SORU EDATININ YAZIMI

  • Bu edat kendinden önceki sözcüğe ayrı, kendinden sonraki eklere bitişik yazılır.

“Bunu biliyor musunuz?

“Bu olayı Emre’ mi anlattı?”
                  
yanlış

“Bu olayı Emre mi anlattı?”
               doğru

İKİLEMELERİN YAZIMI

  • İkilemeyi oluşturan sözcüklerin arasına hiçbir noktalama işareti getirilmez.

“Olanları bana bir, bir anlattı.”
                     yanlış

“O buraya aşağı-yukarı iki saatte bir uğrar.”
                   yanlış

cümlelerinde birincide virgül, ikincide kısa çizgi, yazım yanlışına neden olmuştur.

  • Pekiştirmeli sözcükler ise daima bitişik yazılır.

Koskocaman adamsın, sapasağlamsın çalış biraz.”

SAYILARIN YAZIMI

  • Sayı isimleri birbirinden ayrı yazılır.

“Yirmi iki bin sekiz yüz altmış yedi lira artmış.”

  • Sayılara gelen ekler sayının okunuşuna göre getirilmeli.

“Yarışmada 6'ıncı olduğuma sevindim.”

cümlesinde altı çizili söz yanlış yazmıştır. Çünkü sayıyı yazıyla yazsak “altıncı” olur yani ek “-ncı” olacaktır.
“Bana 3'de geleceğini söylemişti.”

cümlesinde de ekte hata vardır. Çünkü “üç” sözü sert sessizle biter, buna göre ek de sert sessiz olmalı yani “3'te” olmalıdır.

“Kİ” BAĞLACININ YAZIMI

Türkçe’de üç tür “ki” vardır: İlgi zamiri, sıfat yapan ek ve bağlaç. Bunlardan ilk ikisi kendinden önceki sözcüğe bitişik, sonuncusu ayrı yazılır.

İlgi zamiri daima bir ismin yerine geçer ve cümleden çıkarılamaz.

“Sizin arabanız yeni, bizimki biraz eskice.”

cümlesinde “-ki” araba isminin yerine geçmiştir.

Sıfat yapan ek, eklendiği sözcüğe ait olan bir ismin sıfatı olur. Cümleden çıkarılamaz.

“Çantandaki kalemleri çıkar bakalım.”

Bağlaç olan ki ise cümlede açıklama anlamı verir. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı bozulmaz. Çekimli fiillerden sonra gelen “ki” ler daima bağlaçtır.

“Baktım ki gelmiyor, ben yanına gittim.”

“O ki bunu bana yaptı, herkes yapar.

“DE” BAĞLACININ YAZIMI

Türkçe’de iki tür “de” vardır: Hal eki ve bağlaç.

Hal eki cümlede yer, zaman bildirecek şekilde kullanılır ve cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı bozulur.

“Beni durakta bekle.”

“Geldiğinde beni arardı.”

Cümlelerindeki “de”leri çıkarırsak cümlenin anlamsız hale geldiğini görürüz.

Bağlaç olan “de” cümlede başka şeylerin de olduğu anlamını verir. Cümleden çıkarıldığında cümlenin anlamı daralır ama bozulmaz.

“Sen de gelecek misin?”

“Baktı da tanımadı.”

Cümlelerinde “de”leri çıkarırsak, birincide başka şeylerinde olduğu anlamı ortadan kalkar, ama cümle yine anlamlıdır. İkincide ise daralma bile olmaz.

“Bu soru hiç te zor değil.
                yanlış

"Bu soru hiç de zor değil.
                doğru

Bizimle Yunus’da gelecek mi?
              yanlış

Bizimle Yunus da gelecek mi?
              doğru

Yusuf’ki bunu bilemedi, kimse bilemez.
  yanlış

Yusuf ki bunu bilemedi, kimse bilemez.
  doğru

BİLEŞİK SÖZCÜKLERİN YAZIMI

Bileşik sözcükler daima bitişik yazılır. Ancak bileşik fiillerin bir bölümünün, bileşik sıfatların ayrı yazılanları da vardır.

Buna göre kurallı bileşik fiiller (yeterlik, sürerlik, tezlik, yaklaşma fiilleri) daima bitişik yazılır.

“gelebilir, gidiverdi, bakakaldı, düşeyazdı”

Yardımcı fiille yapılanlarda isim durumundaki sözcükte ses düşmesi ya da türemesi oluyorsa bitişik, olmuyorsa ayrı yazılır.

“yolcu etti, sabretti, hissetti”

Anlamca kaynaşmış bileşik fiillerin ise kimileri bitişik kimileri ayrı yazılır belli bir kuralı yoktur.

“Dalga geçme, vazgeçme”

İki sözcüğün anlamını kaybedip kendi anlamlarından başka bir anlama gelerek oluşturdukları bileşik sözcükler bitişik yazılır. Bileşik sözcükler konusunu yeniden gözden geçirin.

“Bu gecekondu kimin acaba?”

“Böyle gelişigüzel konuşmayı bırak.”

Burada özellikle, karıştırılan birkaç sözcüğü de anlatmadan geçmeyelim.

Herhangi bir sorun yok ortalıkta.”

Hiçbir soru zor değildi.”

Birtakım insanlar giyimlerine önem vermezler.”

Birkaç kişinin sözü birçoğunu üzdü.”

Elverir ki bir gün bana, gel, desin.”

YAZIMI KARIŞTIRILAN SÖZCÜKLER

Kimi sözcüklerin yazımı çoğu zaman, seslerin yeri değiştirildiğinden yanlış olur. Bunlardan birkaçını gösterelim.

Yanıl

Yalın

Kırp

ış

ız

ık

®

®

®

    D      

yanlış

yalnız

kirpik
kibrit

   Y      

yalnış

yanlız

kiprik
kirbit

KISATMALARIN YAZIMI

  • Sözcüklerin baş harflerinin alınmasıyla oluşturulan kısaltmalar daima büyük harfle yazılır. Bu kısatmalara ek getirilirken, harflerin ifade ettiği sözcükler söylenmez sadece harfler okunarak getirilir.

“ÖSS’de başarılı olamadı.”

cümlesinde eğer harflerin ifade ettiği sözcükleri söylesek ek “Öğrenci Seçme Sınavı’nda” şeklinde olacaktı. Kısaltıldığında “de” şeklinde olmuştur.

ARUZ ÖLÇÜSÜ nedir


 ARUZ ÖLÇÜSÜ

Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalığına göre , açık (ünlüyle bitmesi) ya da kapalı (ünsüzle bitmesi) oluşuna göre düzenlenmesidir.

Birinci dizedeki hecelerin özellikleri, ikinci dizedeki hecelerde de sırasıyla aynıdır.

Aruz ölçüsünün belli kalıpları vardır. Bu kalıplar kısa hecelerin nokta (.), uzun hecelerin çizgiyle (—) gösterilmesiyle düzenlenir.

Hecelerin özelliklerinin gösterildiği bu işaretlerin adlandırıldığı kalıplar vardır.

mef û lü me fâ î lü me fâ î lü fe û lün

Sorularda aruz vezninin yapısıyla ilgili herhangi bir soru sorulmuyor. Bu nedenle fazla ayrıntıya girmeyelim.

Aruz ölçüsü Türk edebiyatına, Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra Arap va Fars edebiyatlarından girmiştir. Bu ölçüyle yazılan elimizdeki en eski eser Kutadgu Bilig’dir.

Divan edebiyatında en güzel şekilde kullanılan aruz ölçüsü, Tanzimat, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati topluluğundaki sanatçılar tarafından da kullanılmıştır.

Türk dilinin ses yapısı aruz ölçüsüne pek uygun değildir. Çünkü Türkçede aruzun temelini oluşturan uzun ünlü yoktur. Bu nedenle aruzun Türkçeye uygulanmasında birçok hata, zorlamalar görülür. Bunlardan birkaçını açıklayalım.



İmale

Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır.



Zihaf

İmalenin tersidir. Yani kalıba uydurmak için, Arapça, Farsça sözcüklerdeki uzun heceleri kısa saymaktır.



Ulama

Divan şiirinde en zok kullanılan ses unsurlarından biri de ulamadır. Ulama yapılan yerlerde ulanan sözcüklerdeki heceler, tek bir sözcükmüş gibi ayrılır. Elbette bu bir kusur sayılmaz.



KAFİYE (UYAK)

Şiirde dize sonlarında kullanılan aynı ya da benzer seslere kafiye denir. Benzer seslerin sayısına göre dört grupta incelenir.



Yarım Kafiye

Dize sonlarında tek ses benzeşiyorsa yarım kafiye oluşur.

Yandırdın gönlümü aldın keman kaş

Gösterdin zülfünü, eyledin bir hoş

dizelerinde, sonda bulunan “kaş” ve “hoş” sözcüklerinin sonundaki “ş” sesleri, yani tek ses benzeşiyor; öyleyse burada yarım kafiye vardır.



Tam Kafiye

Dize sonlarında iki ses benzeşiyorsa, tam kafiye kullanılmıştır.

Ürperme veren hayale sık sık

Her bir kapıdan giren karanlık

Çok belli ayak sesinden artık

dizelerinin sonunda kullanılan altı çizili “ık” sesleri, iki sesten oluştuğundan tam kafiye oluşturmuştur.

Bazen dize sonunda uzun okunan tek ünlü benzerliği olabilir. Arapça ve Farsça sözcüklerde görülen uzun ünlüler iki ses değeri taşır. Yani tam kafiye oluşturur.

Bir mısra işittim yine ey şah-ı dilarâ

Bir hoşça da bilmem ne demek istedi ammâ

dizelerinde altı çizili “â” sesi iki ses değeri taşıdığından beyitte tam kafiye kullanılmıştır.

Sakin koyu, şen cepheli kasrıyla Küçüksu

Ardında yatan semtinin ormanları kuytu

dizelerinde ise dize sonlarındaki “u” sesleri uzun olmadığından yani tek ses değeri taşıdığından dizelerde yarım kafiye vardır.



Zengin Kafiye

İkiden fazla ses benzerliğine dayanan kafiyedir.

Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık

Yalnız, arabacının dudağında bir ıslık

dizelerinde dize sonlarındaki “lık” sesleri ikiden fazla olduğundan, zengin kafiye oluşturmuştur.

Bazı dizelerde dizelerden birinin sonundaki sözcüğün tamamı diğerinin sonundaki sözcüğün sesleri arasında bulunabilir. Buna tunç kafiye denir. Tunç kafiye zengin kafiyenin bir çeşididir.

Ay geçer yıl geçer uzarsa ara

Giyin kara libas yaslan duvara

dizelerinde birinci dizenin sonundaki “ara” sözü, ikinci dizenin sonundaki “duvara” sözünün sesleri içindedir; yani tunç kafiye oluşturmuştur.



Cinaslı Kafiye

Yazılışları aynı, anlamları arasında hiçbir ilgi bulunmayan sözcüklerin dize sonlarında kullanılmasıyla oluşan kafiyedir.

Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç

dizelerinde sonda bulunan “geç” sözcüklerinin sesleri aynıdır. Ancak birincisi “erken” sözünün karşıtı, diğeri ise “geçmek” fiilinin emir çekimidir. Dolayısıyla anlamları arasında hiçbir ilgi yoktur; cinaslı kafiye oluşturmuştur.



REDİF

Dize sonlarında aynı sözcüklerin ya da aynı ses ve görevdeki eklerin kullanılmasıyla oluşur. Bu, daima kafiyeden sonra gelir. Hatta bazen dize sonunda kafiye hiç bulunmaz, ses benzerliği redifle sağlanır.

Bu ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar

Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar

dizelerinde “yollar” sözü iki dizede de kullanılmış; dolayısıyla redif olmuştur. Ondan önceki “kıvrılan” ve “yılan” sözcüklerindeki “ılan” sesleri ortak olduğundan zengin kafiye oluşmuştur.

Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar

Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar

dizelerinde “yaslı yollar” sözcükleri aynı olduğundan rediftir “bağlayan” ve “ağlayan” sözcüklerinde ise “bağla-", “ağla-" sözcüklerindeki “-an” ekleri sıfat-fiildir. Hem sesleri hem görevleri aynı olan bu ekler, “y” kaynaştırma harfleriyle beraber redif olur.

Bazen dize sonlarındaki eklerin sesleri aynı, görevleri farklı olabilir; bunlar redif sanılmamalıdır.

Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı

Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı

dizelerinin sonundaki “bucağı” ve “ocağı” sözcüklerindeki “ı” eklerinin görevleri farklıdır. Birincide iyelik eki olan bu ek diğerinde hal ekidir, dolayısıyla redif oluşturmamıştır, “cağı” sesleri zengin kafiye oluşturmuştur.



KAFİYE ÖRGÜSÜ

Dörtlüklerde birbiriyle kafiyeli dizeler değişik şekillerde dizilir. Bu dizilişe kafiye örgüsü denir. Üç grupta incelenir.



1. Çapraz Kafiye

Dörtlüğün birinciyle üçüncü, ikinciyle dördüncü dizelerinin kendi arasında kafiyeli olmasıdır. Aşağıdaki şiirin birbiriyle kafiyeli dizelerini aynı sembolle gösterirsek daha kolay anlaşılır:

Bağından her güzel bir gül seçerdi

T.K. Redif
____
a

Bundan mı sarardın, soldun, ey gönül

T.K. Redif
____
b

Kadınlar geçerdi, kızlar geçerdi

T.K. Redif
____
a

Bir zaman aşk için yoldun ey gönül

T.K. Redif
____
b


Görüldüğü gibi dörtlükte birinci dizeyle üçüncü dize, ikinci dizeyle dördüncü dize kafiyelidir. Bu, çapraz kafiye düzeni demektir.



2. Düz Kafiye

Dörtlüğün birinci dizesiyle ikinci, üçüncü dizesiyle dördüncü dizelerinin kendi arasında kafiyeli olmasıdır.

Nice günler bu şeametli ölüm

T.K.
____
a

Oldu çok kimseye bir gizli düğüm

T.K.
____
a

Nice günler bakarak dalgalara

T.K. Redif
____
b

Dediler: “Uğradı Leyla nazara

T.K. Redif
____
b




3. Sarma Kafiye

Dörtlüğün birinciyle dördüncü, ikinciyle üçüncü dizelerinin kafiyeli olmasıdır.

En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü

T.K.
____
a

Titrek elleriyle gererken yayı

T.K. Redif
____
b

Her yandan bir merak sardı alayı

T.K. Redif
____
b

Ok uçtu, hedefin kalbine düştü

T.K.
____
a


Bu tür bir kafiyelenme Halk şiiri ve Divan şiirinde görülmez Halk şiirinde koşma tipi kafiye, mani tipi kafiye gibi kafiye örgüleri vardır. Divan şiirinde ise gazel, mesnevi, rübai tipi kafiyelenme görülür.

EDEBİ TÜRLER

Tür, edebiyat eserlerinin biçimlerine, konularına ve teknik özelliklerine göre ayrılmasıdır. Bunlar iki ana grupta incelenir: Yazı Türleri ve Şiir Türleri.



YAZI TÜRLERİ

Yazı türleri, cümleler halinde ortaya konan, sözlerin belli kalıplar içine (ölçü, kafiye, nazım şekli) sıkıştırılmadığı anlatım türleridir. Bunların en önemlileri şunlardır:



ROMAN

Olmuş ya da olabilecek olayların anlatıldığı uzun yazılardır.

Roman belli bir olay etrafında gelişir ve olaylar ayrıntılarıyla anlatılır. Çoğu zaman şahıs kadrosu geniştir. Kişiler ayrıntılı olarak tanıtılır. Çevrenin tanıtımına özen gösterilir.

Temsil ettiği akıma göre romantik roman, realist roman, naturalist roman; konusuna göre aşk romanı, toplumsal roman, polisiye roman, macera romanı gibi isimler alır.

Türk edebiyatında Tanzimat’tan sonra görülür. İlk örneği Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı romanıdır. Batı romanı ölçüsünde en başarılı romanları ise Halit Ziya Uşaklıgil yazmıştır. Namık Kemal, Mehmet Rauf, Reşat Nuri, Yakup Kadri, Peyami Safa diğer ünlü romancılarımızdır.



HİKAYE

Anlatımı bakımından romana benzeyen, ancak romandan daha kısa bir yazı türüdür.

Hikayede olaylar genellikle yüzeyseldir. Kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir anı içinde anlatılır. Genellikle kişilerin tek yönü üzerinde (çalışkanlık, titizlik, korkaklık v.s) durulur. Bu da romanla aynı dönemlerde oluşmaya başlamış ve özellikle Realizm döneminde önemli bir tür haline gelmiştir.

Türk edebiyatında yine Tanzimat’la görülmeye başlanan hikaye türünde Halit Ziya, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket, Sait Faik önemli eserler vermişlerdir.



MASAL

Halk dilinde anlatılarak oluşan sözlü edebiyat ürünüdür. Bir yazar tarafından sonradan yazıya geçirilir.

Masallarda olaylar tamamen hayal ürünüdür. Yer ve zaman belli değildir. Kahramanlar insan üstü nitelikler gösterir. İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür. İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Masallarda eğiticilik esastır. Çoğu kez evrensel konular işlenir. Dünya edebiyatında Kelile ve Dimne, Binbir Gece Masalları ünlüdür. Türk edebiyatında Keloğlan en tanınmış masal kahramanıdır. Eflatun Cem Güney masallarımızı derlemiş ve bir kitap halinde yayımlamıştır.



DENEME

Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür.

Deneme yazarı görüşlerini aktarırken samimi bir dil kullanır. Kendi içiyle konuşuyormuş gibi bir hava içindedir.

Deneme her konuda yazılabilir. Ancak daha çok tercih edilen konu her devrin, her ulusun insanını ilgilendiren, kalıcı, evrensel konulardır.

Ele alınan konu çoğu zaman derinleştirilerek anlatılır.

Denemenin ilk örneklerini Fransız yazar Montaigne vermiştir. Daha sonra İngiliz yazar Bacon türü geliştirmiştir.

Edebiyatımızda Cumhuriyet’ten sonra görülmeye başlanan bu türde Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Sebahattin Eyüboğlu, Ahmet Haşim güzel örnekler vermişlerdir.



FIKRA

Yazarın gündelik olayları özel bir görüşle, güzel bir üslupla, hiç kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa günübirlik yazılardır. Bu tür yazıları nükteli hikayecikler biçimindeki Nasrettin Hoca fıkralarıyla karıştırmayalım.

Fıkra, bir gazete yazı türüdür. Gazetenin belli bir köşesinde genel bir başlıkla yazılan fıkralarda mesele kısaca incelenir ve mutlaka bir sonuca varılır. Daha çok alaylı bir dille, bazen eleştiri bazen sohbet tarzında yazılır. Okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir hava hakimdir yazılarda.

Edebiyatımızda özellikle Ahmet Rasim fıkralarıyla tanınır. Daha sonra Ahmet Haşim, Refik Halit, Peyami Safa sayılabilir.



MAKALE

Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, belli kanıtlar, belgeler, inandırıcı veriler kullanarak kanıtlamaya çalıştığı ve böylece okuyucuyu bilgilendirmeyi amaçladığı yazı türüdür. Makalede temel unsur düşüncedir.

Makale, gazete ile birlikte ortaya çıkmış bir gazete yazı türüdür. Bizde de ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval gazetesinin çıkmasıyla görülür. İlk makale de aynı gazetede Şinasi tarafından yazılmıştır.

Makalede amaç bilgi aktarmak ya da görüşlerine okuyucuyu inandırmak olduğundan açık, anlaşılır, ciddi bir dil kullanılır. Seçilen konuya göre uzun da olabilir kısa da.

Makale her konuda yazılabilir. Bu konu günlük olabileceği gibi, felsefi, bilimsel, sanatsal da olabilir. Ama edebi makale elbette sanatla ilgili olanıdır.

Edebiyatımızda Tanzimat döneminden beri görülen makale türünde Namık Kemal, Hüseyin Cahit, Ziya Gökalp, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabi ünlü birkaç isimdir.



ELEŞTİRİ

Bir sanatçının, bir sanat eserinin iyi ve kötü yanlarını ortaya koyarak onun gerçek değerini belirleyen yazılardır. Eleştiri yazarı - yani eleştirmen - eser hakkında okuyucuyu bilgilendirir; hem eserin yazarına hem okura yol gösterir.

İki tür eleştiri vardır: İzleminsel eleştiri ve Nesnel eleştiri.

İzlenimsel eleştiri, Anatole France’in ilkelerini belirlediği ve eleştirmenin bir eseri kendi zevk ölçülerini göz önüne alarak incelediği eleştiri türüdür. Bu tür eleştirilerde öznel yargılar çok olacağından günümüzde bu tür pek rağbet görmez.

Nesnel eleştiride ise her eserin değerlendirilmesinde kullanılabilecek belli ölçütler vardır. Eleştirmen mümkün olduğunca kişisel yargılarda bulunmaktan kaçınır. Bilimsel araştırmalardan yararlanarak, eseri ister beğensin ister beğenmesin, tarafsız bir gözle onun değerini ortaya koyar.

Avrupa’da Boielau, Saint Beuve, Taine, France eleştirileriyle tanınır.

Edebiyatımızda Hüseyin Cahit, Cenap Şehabettin, Ali Canip, Yakup Kadri, Nurullah Ataç, Mehmet Kaplan, Cemil Meriç, eleştiri alanında yazılar yazan ünlü birkaç isimdir.



GEZİ YAZISI

Gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır. Kişi gezi esnasında birçok yer görür, birçok insanla tanışır; bunları hafızada tutmak güç olacağından gezi esnasında not alınır ve gezi yazılarında bunlar hikaye edilir.

Gezi yazısında yazar daima gezdiği yerleri anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir. Gördüklerini okuyucunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri yazarla birlikte gezer gibi olur.

Eski edebiyatımızda gezi yazısına “seyahatname” denirdi. Bu alanda Evliya Çelebi’nin “Seyahatnamesi” ünlüdür.

Ancak asıl gezi yazarları Avrupa’ya açılma döneminde görülmeye başlanmış, gidilen Avrupa şehirleriyle ilgili yazılar yazılmıştır. Namık Kemal, Ziya Paşa bunların başında gelir.

Gezi yazılarını kitaplaştıran yazarlarımız da vardır. Ahmet Mithat Efendi, Avrupa’da bir Cevelan; Cenap Şehabettin, Hac Yolunda, Avrupa Mektupları; Ahmet Haşim, Frankfurt Seyahatnamesi; Reşat Nuri, Anadolu Notları; Falih Rıfkı, Denizaşırı, Zeytindağı, Taymis kıyıları bunlardan bazılarıdır.



ANI

Bir yazarın kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olayları sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazılardır. Yazarın kendini okura açtığı bir tür olduğundan içtendir ve bu yönüyle çok tutulur.

Anılar belli bir dönemin yorumlandığı yazılar olduğundan tarihi bir belge özelliği de gösterir. Ancak bu, bilimsel olamaz; çünkü yazarın olaylara kişisel bakışı söz konusudur.

Üslup yönüyle gezi yazısına benzerse de, yazarın dış dünyadan çok kendinden söz etmesi anıyı belli eder. Zaten eski edebiyatımızda anı, gezi yazısı hatta tarih iç içedir.

Özellikle Tanzimat’la başlayan anı türündeki yazılar Cumhuriyet döneminde önemli bir tür olmuştur. Anılarını kitaplaştıran yazarlarımız da vardır. Namık Kemal, Magosa Mektupları; Ziya Paşa, Defter-i Amal; Ahmet Rasim, Şehir Mektupları; Halit Ziya, Kırk Yıl, Saray ve Ötesi; Hüseyin Cahit, Edebi Hatıralar; Falih Rıfkı, Çankaya adlı eserlerinde anılarını anlatmışlardır.



BİYOGRAFİ

Bir kişinin hayatının anlatıldığı yazılardır. Bunlarda amaç o kişiyi tüm yönleriyle (hayatı, eserleri, kişiliği, görüşleri vs.) tanıtmaktır.

Biyografi açık, sade bir dille, anlatılan kişinin devrini, çevresini dikkate alarak yazılır.

Divan edebiyatında şairleri anlatan bu tür eserlere “Tezkire” denirdi. Türk edebiyatında bunun ilk örneğini Ali Şir Nevai vermiştir.

Yazar eğer kendi hayatını anlatmışsa yazıya otobiyografi denir. Çoğu zaman bunlarda sanatçı kendiyle beraber aile büyüklerinden çevreden, aile içi durumlarından da söz eder.

Otobiyografiler üslup yönüyle anıya benzer; ancak anı otobiyografi içinde bir bölüm sayılabilir. Yani otobiyografi daha uzun bir dönemi içine alır.



MEKTUP

Genel anlamda kişinin bir haberi, olayı, arzuyu bir başkasına anlattığı yazılardır. Özel mektup, iş mektubu, edebi mektup türleri vardır. Bunlar içinde bizi edebi mektup ilgilendiriyor.

Bu tür mektuplar açık olarak bir gazetede ya da dergide yayımlanır. Yazar birine hitaben herhangi bir konudaki görüşlerini, duygularını anlatır. Ancak asıl amacı bunları herkese duyurmaktır.

Mektup, Divan edebiyatında da kullanılmıştır. Fuzûli’nin “Şikayetname” adlı eseri bu türdendir. Tanzimat’tan sonra ise gazetelerde yayımlanan birçok açık mektup görülür.

Bazı yazarlar mektuplardan oluşan romanlar da yazmışlardır. Halide Edip’in “Handan” romanı bunlardan biridir.



SOHBET

Bir konunun fazla derinleştirilmeden, biriyle konuşuyormuş gibi anlatıldığı fikir yazılarıdır. Sohbet yazılarında herkesi ilgilendirecek konular seçilir. Cümleler çoğu zaman konuşmadaki gibi devriktir. Yazar sorulu cevaplı cümlelerle, konuşuyormuş hissi verir.

Üslup olarak fıkraya benzerse de gazete yazı türü olmaması, az sözle çok şey anlatmayı amaçlamaması, dışa dönük olması onu fıkradan ayırır.

Edebiyatımızda Ahmet Rasim, Şevket Rado sohbet türüne özel bir önem vermişlerdir.



GÜNLÜK

Ne gün yazıldığını belirtmek için tarih atılan, çoğu zaman her günün sonunda o gün olup bitenin, sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili yorumlar, değerlendirmeler yapıldığı yazılardır bunlar.

Her gün yazıldığı için kısa olan bu yazılar, yazarının hayatından izler verdiğinden içten ve sevecendir.

Oktay Akbal, Suut Kemal Yetkin, Seyit Kemal Karaalioğlu’nun günlükleri kitap halinde yayımlanmıştır.



ŞİİR TÜRLERİ

Her şiirin belli bir konusu, üslubu vardır. Kimi aşk, ayrılık konusunu işler, kimi okura bir bilgiyi özlü bir şekilde verir. Kimi birini eleştirir vs. İşte şiirlerin bunlara göre sınıflandırılması şiir türlerini ortaya koyar. Bunlar Yunanca’daki adlarıyla adlandırılır: Lirik, Epik, Didaktik, Pastoral, Satirik, Dramatik. Tanzimat’tan sonra oluşan bu adlandırmadan önce Türk şiiri, nazım şekillerine göre sınıflandırılırdı: Gazel, Kaside, Şarkı, Koşma, Destan, Varsağı vs.

Şimdi şiir türlerini açıklayalım.



LİRİK ŞİİR

Aşk, ayrılık, hasret, özlem konularını işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına, kalbine seslenir. Eskiden Yunanlılarda “lir” denen sazlarla söylendiğinden bu adı almıştır. Tanzimat döneminde de bir saz adı olan “rebab” dan dolayı bu tür şiirlere rebabi denmiştir. Divan edebiyatında gazel, şarkı; Halk edebiyatında güzelleme türündeki koşma, semai lirik şiire girer.



EPİK ŞİİR

Destansı özellikler gösteren şiirlerdir. Kahramanlık, savaş, yiğitlik, konuları işlenir. Okuyanda coşku, yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır. Daha çok, uzun olarak söylenir. Divan edebiyatında kasideler, Halk edebiyatında koçaklama, destan, varsağı türleri de epik özellik gösterir. Tarihimizde birçok şanlı zaferler yaşadığımızdan, epik şiir yönüyle bir hayli zengin bir edebiyatımız vardır.



DİDAKTİK ŞİİR

Bir düşünceyi, bir bilgiyi aktarmak amacıyla yazılan şiirlerdir. Bunlar okurun aklına seslenir. Duygu yönü az olduğundan kuru bir anlatımı vardır. Kafiye ve ölçülerinden dolayı akılda kolay kaldığından, bilgiler bu yolla verilir. Manzum hikayeler, fabller hep didaktik özellik gösterir.



PASTORAL ŞİİR

Doğa güzelliklerini , çobanların doğadaki yaşayışlarını anlatan şiirlerdir. Doğaya karşı bir sevgi bir imrenme söz konusudur bunlarda. Eğer şair doğa karşısındaki duygulanmasını anlatıyorsa “idil”, bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatırsa eglog adını alır.



SATİRİK ŞİİR

Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğrudur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama yeni edebiyatımızda ise yergi adı verilir.



DRAMATİK ŞİİR

Tiyatroda kullanılan bir şiir türüdür.Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum dram tiyatro türünün (19.yy) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro metinleri düzyazıyla yazılmaya başlanır.

Dramatik şiir harekete çevrilebilen şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve komedi olmak üzere iki tür olan bu şiir türü dramın eklenmesiyle üç türe çıkmıştır.

Bizde dramatik şiir türüne örnek verilmemiştir. Çünkü bizim Batı’ya açıldığımız dönemde (Tanzimat) Batı’da da bu tür şiirler yazılmıyordu; nesir kullanılıyordu tiyatroda. Bizim tiyatrocularımız da tiyatro eserlerini bundan dolayı nesirle yazmışlardır. Ancak nadirde olsa nazımla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan gibi...

Şimdi bunları ayrı ayrı görelim.



TRAJEDİ

Seyircide korku ve acıma hislerini uyandırarak onu kötü duygularından arındırmayı amaçlayan tiyatro türüdür. Sıkı kuralları vardır. Özelliklerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

Konusunu seçkin kimselerin hayatından ya da mitolojiden yani tanrılar arasındaki ilişkilerden seçer.

Kahramanları tanrılar ya da soylu kimselerdir. İnsan müsveddesi sayılan sıradan insanlara yer verilmez.

İşlenmiş, kusursuz bir üslubu vardır; kaba sayılan sözlere yer verilmez.

Çirkin olaylar (cinayet, kavga vs.) seyircinin gözü önünde gerçekleştirilmez.

Üç birlik kuralına uyar. Bu, yer, zaman ve olay birliğidir. Yani oyun hep aynı yerde aynı dekorla oynanmalı, olay bir günlük zaman dilimi içinde geçecek izlenimi vermeli, (Bu yüzden oyun olayın sonundan seçilir; önceki olaylar koro tarafından anlatılırdı.) aynı ana olay etrafında geçmelidir.

En ünlü trajedi yazarları; Eski Yunan’da Aiskhylos, Eurupides, Sophokles; Klasik Fransız edebiyatında Corneille ve Racine’dir.



KOMEDİ

İnsanları güldürerek eğitmeyi amaçlayan tiyatro türüdür. Her gülünç şeyin altında ders alınacak acı bir gerçeğin olduğuna inanılır. Özelliklerini şöyle sıralayabiliriz.

Konusunu günlük hayattan, sosyal olaylardan seçer.

Kahramanları sıradan insanlar, eğitim görmemiş ya da sonradan görme kişilerdir.

Üslupta kusursuzluk aranmaz, kaba sayılan hatta küfürlü sözlere yer verilir.

Çirkin, kaba olaylar seyircinin gözü önünde işlenir.

Üç birlik kuralına uyar.

İnsan karakterinin gülünç ve eksik yanlarını anlatanlara karakter komedyası, toplumun gülünçlüklerini anlatanlara töre komedyası, olayların merak uyandıracak şekilde işlendiği eserlere entrika komedyası adı verilir.

Komedi türü 17. yüzyıldan sonra düzyazıyla yazılmaya başlanmıştır.

En ünlü komedi yazarları eski Yunan’da Aristophanes, Klasik Fransız edebiyatında Moliére’dir.



DRAM

19. yüzyılda trajedinin sıkı kurallarını yıkmak amacıyla meydana getirilen tiyatro türüdür. Özelliklerini şöyle sıralayabiliriz.

Konusunu günlük hayattan ya da tarihin herhangi bir devrinden seçebilir.

Hem acıklı hem komik olaylar aynı oyunda iç içe bulunur.

Kahramanlar hem soylulardan hem sıradan insanlar arasından seçilir.

Üç birlik kuralına uymak zorunda değildir.

Her tür olay seyircinin karşısında gerçekleştirilebilir.

Şiir, düzyazı karışık halde bulunur.

En ünlü dram yazarları: İngiliz yazar Shakespeare dramın ilk ürünlerini vermiştir. Ancak bu türün özelliklerini Victor Hugo belirlemiştir. Schiller, Geothe diğer ünlü dram yazarlarıdır.

Türk edebiyatında batılı anlamda sahne tiyatrosu Tanzimat’tan sonra görülür. Bundan önce Halk arasında yüzyıllar boyu sürmüş seyirlik oyunlar vardı. Ortaoyunu, meddah, Karagöz ile Hacivat bunların başlıcalarıdır. Bunların özelliklerini ileride anlatacağız.



ŞİİR BİLGİSİ

Şiir, gerek içerik gerekse söyleyiş bakımından özgün, etkilemeye, duygulandırmaya yönelik bir söz sanatı ürünüdür. Şiirin söz dizimi düzyazının söz diziminden farklıdır. Bu dizim, dilin kurallarına göre olmaktan çok ahenge göre düzenlenir.

Şiir bir nazımdır; yani dizme, düzene koymadır. Bu dizmenin de belli öğeleri vardır. Bunlar ölçü, kafiye, redif, gibi her biri kendine göre bir düzen ifade eden öğelerdir. Bunları şu şekilde inceleyebiliriz.



ÖLÇÜ

Şiirde, hecelerin sayılarına ya da, heceyi oluşturan seslerin uzunluk kısalıklarına göre bir düzen oluşturulur. Bu düzene de ölçü denir. Edebiyatımızda iki tür ölçü kullanılmıştır: Hece ölçüsü ve Aruz ölçüsü.



HECE ÖLÇÜSÜ

Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Birinci dizede kaç hece varsa şiirin tüm dizelerinde de aynı sayıda hecenin kullanılması gerekir.

Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler okunurken belli yerlerde durulduğu, dizenin bölümlere ayrıldığı görülür. Okunurken durulan bu yerlere durak denir. Çoğu zaman şiirin tamamındaki duraklar da aynı sayıda heceler halinde bölünür. Durak hiçbir zaman bir sözcüğün ortasına gelmez, her zaman sonuna gelir.

Hece ölçüsü Türk şiirinin en eski, ulusal ölçüsüdür. Bilinen en eski şiirlerden başlayıp hiç kesintiye uğramadan ve her çağda yeni güzellikler, zenginlikler kazanarak günümüze kadar gelmiştir.

En çok kullanılan hece kalıpları 7'li, 8'li ve 11'li ölçülerdir.

TÜRKÇE DERS KONULARI

TÜRKÇE DERS KONULARI


ÜNİTELER
KONULARI




1- Terimler Sözlüğü
Dilimizde Kullanılan Terimler…




2- Sözcükte Anlam



1. Sözcükte Anlam

Temel Anlam, Yan Anlam, Mecaz Anlam, Terim Anlamı, Deyim Anlamı, Atasözleri,İkilemeler


2. Anlam Özelliklerine Göre Sözcükler

Somut ve Soyut Anlamlı Sözcükler, Eş ve Yakın Anlamlı Sözcükler, Karşıt Anlamlı Sözcükler, Sesteş Sözcükler, Özel ve Genel Anlamlı Sözcükler, Nicel ve Nitel Anlamlı Sözcükler, Anlam Daralması, Anlam Genişlemesi, Başka Anlama Geçiş, Deyim Aktarmaları, Ad Aktarmaları, Argo

3- Cümlede Anlam



1. Yargılarına Göre Cümleler


2. Anlatımlarına Göre Cümleler


3. Anlamlarına Göre Cümleler


4. İçeriklerine Göre Cümleler


5. Anlam İlişkilerine Göre Cümleler

4- Paragrafta Anlam



1. Paragrafta Anlam

Paragrafın Yapısı, Bağlayıcı Öğeler, Paragrafta Konu, Ana Düşünce, Yardımcı Düşünce, Paragrafta Tema, Paragrafta Başlık, Konularına Göre Paragraflar, Anlatımın Temel Nitelikleri


2. Anlatım Biçimleri

Açıklayıcı Anlatım, Tartışmacı Anlatım, Betimleyici Anlatım, Öyküleyici Anlatım, Düşünceyi Geliştirme Yolları, Tanımlama, Örnekleme, Karşılaştırma, Benzetme, Tanık Gösterme, İlişki Kurma

5- Ses - Biçim - Noktalama - Yazım Konuları


1. Ses Bilgisi


2. Biçim Bilgisi


3. Noktalama İşaretleri


4. Yazım Kuralları

6- Sözcük Türleri



1. Eylemlerde Kip ve Kişi


2. Eylemlerde Çatı ve Eylemsi


3. Adlar


4. Zamirler


5. Sıfatlar


6. Zarflar


7. Edat - Bağlaç - Ünlem

7- Cümle Bilgisi



1. Cümlenin Öğeleri

Cümlenin Tanımı, Yüklem, Özne, Nesne, Dolaylı Tümleç, Zarf Tümleci, Edat Tümleci, Öğe Çözümlemesi


2. Cümle Türleri

Kuruluşlarına Göre Cümleler, Yüklemine Göre Cümleler, Yapılarına Göre Cümleler, Anlamlarına Göre Cümleler

8- Anlatım Bozuklukları


1. Anlatımla İlgili Anlatım Bozukl

ÖRNEK TÜRKÇE SORU VE CEVAPLARI

 

1.Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisinin parçanın anlam bütünlüğünü bozduğunu bulunuz. (I) Ünlü halk ozanı, iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalığın ortasından geçerek,alkışlar eşliğinde salona girdi. (II) Adının önüne eklenen "usta", "abdal" sıfatlarını her fırsatta reddediyordu. (III) Sahneye gelip halka selam verdiğinde onun utangaç, sessiz, sakin görüntüsü hepimizi şaşırtmıştı. (IV) Konser boyunca onun nice halk ozanlarının ruhunu, bilgeliğini, ustalığını nasıl özümsediğini görmek, bizi çok etkiledi. (V) Konser sonunda bu ozanın sadece bir bağlama ustası değil, insan sevgisine adanmış binlerce yıllık bir kültürün rengi, sesi olduğunu da anlamıştık

A.IV
B.III
C.V
D.I
E.II

2. Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisinin parçanın anlam bütünlüğünü bozduğunu bulunuz. (I) Uçurtma denince aklıma hemen özgürlük gelir nedense.(II) Bir söylenceye göre, bir Çinli rüzgarlı bir havada şapkasının uçmasını önlemek için ona bir ip bağlar ve böylece ilk uçurtmayı yapmış olur. (III) Bu söylencenin doğruluğu kesin olarak bilinmiyorsa da ilk uçurtmanın 2000 yıl önce Çin`de uçurulduğu sanılıyor. (IV) Uçurtma, Çin`den Kore ve Hindistan`a giden tüccarlar aracığıyla Asya`nın birçok ülkesine yayılmıştır. (V) Japonya`ya ise Budist rahipler tarafıdan 7. yüzyılda getirildiği söylenmektedir.

A.II
B.I
C.V
D.III
E.IV

3. Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisinin parçanın anlam bütünlüğünü bozduğunu bulunuz. (I) Gelişen teknolojiyle birlikte insanlar, doğanın yerine koyabileceğinden çok daha fazla balık avlıyor. (II) Bu yüzden, tonbalığı,orfoz ve morina gibi balıkların sayısı hızla azalıyor.(III) Buna bağlı olarak, avlanabilecek balık miktarı da azalıyor ve bilim adamları " deniz kaynaklarının faizini değil, anaparasını yediğimiz" uyarasında bulunuyorlar. (IV) Bunu önlemek için denizlerin büyük bölümünün avlanmaya kapatılarak balık sayısının artmasının sağlanması gerektiğini belirtiyorlar.(V) Balık çiftlikleri sayesinde, pazarlarda satılan balıkların çoğunun fiyatı kontrol altında tutulabiliyor ve balık tüketimi artıyor.

A.I
B.V
C.II
D.IV
E.III

4. Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisinin parçanın anlam bütünlüğünü bozduğunu bulunuz. (I) Hattuşa, "bin tanrılı ülke"nin yalnızca dünyevi başkenti değil, aynı zamanda da dini merkeziydi. (II) Hititlerdeki bu tanrı tanrı bolluğu ilginç bir gelenekten kaynaklanmaktaydı. (III) Arkeolojik kazılarda elde edilen buluntular arasında Hititlerin gündelik yaşamına ışık tutan çivi yazılı birçok tablet de vardı. (IV) Hititler, savaşta yendikleri ülkelerin tanrılarını kızdırmaktansa, onlara da saygılarını dile getiriyorlar ve onları kendi tanrıları arasına katıyorlardı. (V) Hatta bu tanrılar adına tapınaklar yaptırıyorlardı.

A.II
B.V
C.III
D.I
E.IV

5. Bazı antik kentler vardır, daha onları tümüyle gezmeden sizi kendilerine hayran bırakır. Ustaca kullanılmış bir dille, .............., sizi kendilerine çeker.

A.size, gelecekten haberler verir
B.zamanlar arasındaki farklılığı unutturur
C.ne kadar yaşlı olduklarını saklar
D.yılların tahribatını gözler önüne serer
E.zamanın ne kadar çabuk geçtiğini hatırlatır

6. Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisinin parçanın anlam bütünlüğünü bozduğunu bulunuz. (I) Çoğumuz sınıfımızı geçmenin ödülü olarak sahip olduk ilk bisikletimize.(II)Arkadaşlarımızın bisikletleri nedense gözümüze hep daha güzel göründü. (III) Düşe kalka bindiğimiz bu ilk bisikletimizin üzerindeki çiziklere, kolumuzdaki ya da bacağımızdaki çiziklerden daha çok üzüldük. (IV) Biz büyüdükçe bisikletimiz de yenilendi ve artık onunla evimizin çevresinden daha uzak yerlere gitmeye, doğayı keşfetmeye başladık. (V) Tatillerde arkadaşlarımızla yaptığımız bisiklet gezileri, yaşamımız boyunca belleklerimizde güzel birer anı olarak kaldı.

A.II
BI
C.III
D.IV
E.V

7. İnsanlar kendi evlerini yaparken serçe, güvercin, kumru gibi kuşları da unutmamışlar. ------. Giderek,sanat yapıtı sayılabilecek güzellikte kuş evleri yapmaya kadar götürmüşler işi.

A.Yaşadıkları mekânları bu kuşların resimleriyle süsleyerek güzelleştirmeye çalışmışlar
B.Sonbaharda göçmen kuşların gidişi hep hüzünlendirmiş onları
C.Hangi yuvanın hangi kuş türüne ait olduğunu öğrenmek için çaba harcamışlar
D.Onların yuvalarını dikkatle inceleyip bu yuvaların kimi özelliklerini kendi evlerini yaparken örnek almışlar
E.Kışın göçmeyen kuşlar için, evin bir yerinde bir delik, bir kovuk, bir yuva yapmadan edememişler

8.Aşağıdaki parçada numaralanmış cümlelerden hangisinin parçanın anlam bütünlüğünü bozduğunu bulunuz. (I) Edremit`ten Kaz Dağı`na çıkarken gür ormanlar,sık çalılıklar sanki sizi izliyor. (II) Geçtiğiniz yollarda,köprülerin altından akan buz gibi sular sizi kendine çekiyor. (III) Burada bulunduğunuz sürece ayın kaçı, günlerden ne , saat kaç gibi soruların hepsi önemsiz birer ayrıntı oluyor. (IV) Kaz Dağı`nın birçok efsaneyenasıl ilham verdiğini, dağın büyülü atmosferini gördüğünüzde daha iyi anlıyorsunuz. (V) Kaz Dağı, derin kanyonları, onlarca şelalesi, nadir bitkileriyle Türkiye`nin önemli doğal alanlarından biridir.

A.IV
B.III
C.I
D.II
E.V

9. Bir taşçı ustası yonttuğu her taşı ------, öpe okşaya ------- onu

A.beğenir-büyütür
B.kullanır-saklar
C.keser-birleştirir
D.sever-biçimlendirir
E.seyreder-çoğaltır

10. Uzun resim serüvenimde, önce izlenimci tarzda resimler ürettim. Sonrasında dışavurumcu ve gerçeküstücü tarzda resimler yaptım.------. Resimlerde fırçada kullandım spatül de. Fırça ucu darbeleriyle yaptığım nokta üslubundaki resimlerimse son yılların ürünüdür.

A.Sonunda canlı modelden yaptığım resimleri daha çok sevdim
B.Dünyada yeri olan bu tarzda neden eser veremiyorum diye hep merak ederdim
C.Bu yeni tarzda resim üretmenin zor olduğunu o zaman anladım
D.Anlayacağınız belli bir tarza ve tekniğe bağlı kalmadım
E.İzlenimci tarzda resimler bizde pek görülmemişti
 


DOĞRU CEVAPLAR

1.E
2.B
3.B
4.C
5.B
6.A
7.E
8.E
9.D
10.D

EYLEMLER - FİİLLER Nedir - Ne İşe Yarar

EYLEMLER - FİİLLER İş, oluş, durum ve hareketi zaman ve kişi kavramlarına bağlayarak anlatan sözcüklerdir.Her eylemde bir hareketlilik anlamı, bir zaman anlamı, bir de kişi anlamı vardır.Sonuna –mek, -mak  ekleri getirilebilen tüm sözcükler eylemdir.UYARI: Eş görevli yani cümledeki kullanılışına göre hem ad hem de eylem olabilen eşsesli sözcüklere dikkat.    Örn:                Yere düşünce yüzünü yüzdü.                Kendisine gül verince yüzü güldü.                 KILIŞNesne alabilen eylemlerdir.Etkilenen vardır.    Örn:                Ezdi.                Sevdi.                Geçmiş.                 DURUMKılış ve oluş eylemlerinin dışındaki eylemlerdir.                 OLUŞKendi kendine oluşan eylemlerdir.    Örn:                Sarardı.                Morarıyor.                Çürüyecek.     EYLEM ÇEKİMİ:Eyleme getirilen çeşitli eklerle sağlanır.Eylemde yeni bir eylem türetmezler.      EYLEM KİPLERİ:Kip= zaman+kişiEylemlerin zaman ve biçim özelliklerine çeşitle eklerle çekimlenmesine eylemde kip denir.Zaman eki almış eylemin, kişi eki de almasıyla ortaya çıkan biçime “kip” denir.İkiye ayrılır. (haber, dilek) A. HABER/ZAMAN KİPLERİ: Zaman + kişi = kip BASİT ZAMANLI EYLEMLER:Eylemin ne zaman yapıldığını bildiren zaman ekleridir.                 GEÇMİŞ (-mış, -dı):Eylemin önceden gerçekleştiğini bildirir.Eylemin yapılması söylenmesinden önce gerçekleşmiştir.Eylem+-di, -miş=geçmiş zaman                         Dİ’Lİ (görülen):Eylemin yapıldığı görülmüştür.Eylemin yapıldığı kesin olarak anlatılır.Soru biçimin “mi” soru ilgeciyle sağlanır.                         MİŞ’Lİ (duyulan):Eylemin yapıldığı duyulmuştur.Kesinlik anlamı yoktur.Soru biçimin “mi” soru ilgecidir.                 ŞİMDİKİ (-yor):Eylemin yapılırken söylendiğini bildirir.Eylemin yapıldığı anla söylendiği an aynıdır.Eylem+-yor=şimdiki zaman    Örn:                Zaman değiş-i-yor.                Neden gülü-yor-sun?                 GELECEK (-ecek, -acak):Eylemin gelecekte yapılacağını bildirir.İşin anlatımdan sonra yapılacağını bildirir.Eylem+-ecek=gelecek zaman                 GENİŞ (-r):Eylemin her zaman yapıldığını ve ilerde de yapılabileceğini bildirir.Eylem+-r=geniş zaman    Örn:                Okumayı seve-r-im. (her zaman)                Ülkemizde bayraklar sallan-ı-r. (her zaman) BİRLEŞİK ZAMANLI EYLEMLER:Basit zamanlı eylemlere “-di, -miş, -se” eklerinden biri getirilerek yapılır.Kip ve zaman eki iki tane olan eylemlerdir.-di: hikayesi-miş: rivayeti-se: şartı/koşulu                 HİKAYE BİRLEŞİK ZAMAN (-dı):Eylem+zaman/kip eki+di+kişi    Örn:                -malı-y-dı-                -yor-du-                -acak-tı-                -r-du-                du-y-du-                 RİVAYET BİRLEŞİK ZAMAN(-mış):Eylem+zaman/kip eki+-mış+kişi                 ŞART BİRLEŞİK ZAMANI (-sa,-se):Eylem+zaman+-sa+kişi      B. DİLEK KİPLERİ:Özel bir zaman anlamı yoktur.İşin yapılıp yapılmayacağı da belli değildir.Eylemin yapılmasına isteme/dileme anlamı vardır.     GEREKLİLİK (-meli, -malı):Bir işin yapılması, olması gerektiğini anlatır.Eylem+-malı+kişi=gereklilikÇekimleri:                Olumlu:Eylem+malı+kişi                                Olumsuz:Eylem+ma+malı+kişi                 Soru:Eylem+malı+mı+kişi Uyarı: Gereklilik kipleri bazen olasılık anlamı da verebilirler.    Örn:                Bu gelen babam olmalı. (sanırım)                Gelmediğine göre çalışıyor olmalı. (sanırım)     DİLEK-ŞART/KOŞUL (-se, -sa):İşin yapılması hem isteğe hem de koşula bağlıdır.Eylem+sa+kişiÇekimleri:                Olumlu:Eylem+se+kişi                                Olumsuz:Eylem+ma+sa+kişi                 Soru:Eylem+sa+kişi+mı İSTEK (-se, -sa):Eylemin yapılması istenir.Eylem+-a+kişiÇekimleri:    Olumlu:Eylem+a+kişi                Oku-y-a-y-ım.                     Oku-y-a-lım        Olumsuz:Eylem+ma+-a+kişi     Soru:

Eylem+a+kişi+mı

ÜNLEMLER - Ünlem Görevleri Soruları Ve Konu Anlatımı

Ünlemler ya bir duyguyu, ya bir düşünceyi ya da o anda kişinin doğal davranışını sese çeviren doğal seslerdir.Seslenmelerde bir isteklendirme, kamçılama ya da hitap gücünü daha kuvvetlendirme anlamları katar.Cümlede ünlem varsa duygu ağırlıklıdır.    Örn:                Of! Ne sıkıcı bir gün.                Haydi koşun!                A… Hatırladım. Gelin!                Ne, bunu sen mi yaptın!Eğer parantez içinde kullanılırsa söze inanılmadığını gösterir.    Örn:                Sınavda çok başarılı olmuş(!).

                Sınıfın en iyisi (!) ymiş.

BAĞLAÇLAR Konu Anlatımı Ve Soruları

Yalnız başlarına anlamları yoktur.*Cümleleri birbirlerine bağlarlar. (eş görevli sözcük öbeklerini, öğeleri birbirlerine bağlarlar.Anlam yönüyle birbirlerine bağlı cümleleri birbirlerine bağlarlar.Cümleden çıkarıldıklarında genelde cümlenin anlamında bozulma, eksilme olmaz.Bağlaçlar kaldırılıp yerlerine virgül veya noktalı virgül konabilir.*Cümleler arasında anlamca ve biçimce bağlantı kurarlar.Çok sayıda bağlaç vardır: “ve, de, ki, öyle ki, ama, ancak, ise, ne…ne, ne de, hem…hem de, ne var ki, oysa, çünkü…”*Bağlaçlar cümleleri birbirlerine bağladıkları için ayrı ayrı ve uzun uzun cümleler yazmamızı gerektirmezler, İŞİMİZİ KOLAYLAŞTIRIRLAR. “ve” bağlacı:    Örn:                Kantinden şeker aldım.                Kantinden kalem aldım.                Kantinden silgi aldım.                Kantinden kağıt aldım.                >Kantinden şeker, kalem, silgi ve kağıt aldım.Buraya gel ve arkadaşında özür dile. “de” bağlacı:    Örn:                Ölsem de söylemem. (bağlaç)                Kendini bil de konuş. (azarlama)                Üç gün izin verseniz de bitirsem. (istek, yalvarma)                Üniversiteyi bitirecekmiş de doktor olacakmış. (küçümseme)                Çok çalıştı da kazanamadı. (ama, ancak, fakat)                O kadar da soğuk yok. (pekiştirme, çok)                Soru da soruymuş ha. (pekiştirme, güçlendirme)                Artık gönlümü alsa da önemi yok. (bile) “ile” bağlacı:    Örn:                Kantinden açacak ile kalem aldı. (ve)     *Uyarı: Edat olanla bağlaç olan karıştırılmamalı. “İle” sözcüğü “ve” yerine kullanılıyorsa bağlaçtır.    Örn:                Yarın babamla annem gelecek. (ve) (bağlaç)                Sabahleyin kuş sesleriyle uyandık. (birlikte) (edat/ilgeç)                Ali ile Hasan tahtaya kalktı. (bağlaç)                Ali’yle tahtaya kalktı. (ilgeç) “ne…ne” bağlacı:Yüklem olumlu ama anlam olumsuzdur.    Örn:                Ne çay ne (de) kahve içti.                Ne çalıştı ne ödevini yaptı. “ama (fakat, lakin)” bağlacı:    Örn:                Bu adam zengin ama cimri. (karşıtlık)                Zamanında gelmezsen giderim ama. (uyarı)                Para vereceğim ama harcamayacaksın! (koşul, şart)                Güzel ama güzel bir söz söyledi. (pekiştirme)                Arkadaşının kalbini kırdı ama çok pişman oldu. (neden)  “bile” bağlacı:Genelde “de, da” bağlacının yerine kullanılırlar.“umulmazlık, beklenmezlik, üstünlük, güçlendirme…”    Örn:                Uyandı, kahvaltı bile yaptı. (üstelik)                Sen bana istesen bile bir şey yapamazsın. (karşıtlık)                Toplantıya Ayhan bile katıldı. (güçlendirme)                Arkadaşlar, Ali geldi bile! (beklenmezlik, çabukluk) “ki” bağlacı:neden – sonuç veya açıklama anlamı verir.Ki ile bağlanan iki cümleden ikinci cümle, birincinin sonucunu gösterir.    Örn:                Öyle bir düştü ki dizi yarıldı. (sonuç, neden)                Bir adam ki iyilikten hiç anlamaz. (açıklama) “ise” bağlacı:Uyarı: “Kİ”, üç görevde kullanılır:Adların yerini tutarsa adıl (zamir) görevinde                Örn:                                Sizinki daha güzel bir tasarıydı.Adların önüne gelerek özelliklerini verirse sıfat (önad) görevinde:                Örn:                               Bahçedeki ağaç çiçek açmış.Cümleleri bağlıyorsa bağlaç görevinde:                Örn:                               Buraya kadar geldi ki illa bizi görecek. “çünkü” bağlacı:bir neden belirtmek, açıklama yapmak için kullanılır.    Örn:                Kazandı, çünkü çalıştı. (neden-açıklama)                Herkes evini sever, çünkü rahatı orada bulur. (neden, açıklama) “hem…hem/hem de” bağlacı:    Örn:                Hem kendine hem kardeşine ev aldı. (birliktelik)                Onu hem besliyor hem de ona para veriyordu. (üstelik)    Hem bunu hem şunu seviyor. (eşitlik)*Çok oynak bir bağlaç. Yani kullanılışına göre çeşitli anlamlar alabiliyor. “meğer, meğerki” bağlacı:beklenilmeyen, umulmayan, anlam ayrıntılı durumları anlatır.    Örn:                Çoktandır bize uğramaz oldu. Meğer hastaymış.

                Onu beliyordu. Meğer içerde oturuyormuş